Bir kadına söylenen en yaygın ‘iltifatlardan’ biri nedir biliyor musunuz?
“Hiç yaşını göstermiyorsun.”
İlk duyulduğunda hoş gelir kulağa. Çünkü modern dünyanın dilinde gençlik bir övgü, yaş almak ise neredeyse kusur gibi sunuluyor. Bu yüzden birçok kadın gülümseyerek teşekkür eder bu cümleye. Ama insan biraz durup düşününce şu soru beliriyor zihinlerde:
“Neden bir kadının genç görünmesi bu kadar önemli?” Ve daha önemlisi… “Neden yaşını göstermek kötü bir şeymiş gibi kabul ediliyor?”
İşte tam da burada masum görünen bir iltifatın içinde saklanan toplumsal baskıyla karşılaşıyoruz. Çünkü kadınlardan yalnızca başarılı olmaları beklenmiyor. Aynı zamanda güzel olmaları, genç görünmeleri, diri kalmaları, kırışıksız yaşamaları da bekleniyor. Hayat ilerlesin ama yüzleri ilerlemesin isteniyor adeta. Kadın gülsün ama göz kenarı çizilmesin, anne olsun ama bedeni değişmesin, yaş alsın ama bunu kimse fark etmesin…
Dünyanın erkeklere sunduğu “karizma” hakkı, kadınlara çoğu zaman tanınmıyor. Kır saçlı bir erkek “olgun” bulunurken, aynı yaşlardaki bir kadın için ilk konuşulan şey genellikle “kendine bakıp bakmadığı” oluyor. Erkek yaş aldıkça deneyimli sayılıyor, kadın yaş aldıkça görünmezleşme korkusuyla baş başa bırakılıyor.
Bu yüzden estetik tartışmaları neredeyse tamamen kadın bedeni üzerinden dönüyor. Botoks, dolgu, lifting, filtreler, gençlik serumları… Milyarlarca dolarlık bir sektör kadınların “zamanı durdurma” korkusu üzerine kurulmuş durumda. Çünkü sistem önce kadına “Genç kalmalısın” diyor, sonra o baskının çözümünü satıyor.
İşin daha trajik tarafı ise şu; kadınlar artık yalnızca başkalarının bakışına değil, kendi gözlerine karşı da savaşıyor. Aynaya baktığında kırışığını “hayatın izi” olarak değil, “kusur” olarak gören milyonlarca kadın var. Çünkü yıllardır onlara öğretilen şey şu; değerin, ne kadar genç göründüğünle bağlantılı.
Oysa insanın yüzündeki çizgiler bazen bir takvim değil, bir hikâyedir. Uykusuz gecelerin, yaşanmış acıların, kahkahaların, kayıpların izidir. Hiçbir yüz yirmi yaşındaki hâlini sonsuza kadar taşıyamaz. Taşımamalı da zaten. Çünkü hayat dediğimiz şey biraz da değişmek değil midir?
Belki de asıl mesele şudur; kadınlar dünyaya güzellik borçlu değildir. Sürekli genç görünmek zorunda da değildir. Bir kadının değeri, cildinin gerginliğiyle ölçülmeye başladığında insanlık çok şey kaybetmiş demektir.
Bu yüzden “Hiç yaşını göstermiyorsun” cümlesi bazen bir iltifattan çok, farkında olmadan kurulmuş bir baskının yansımasıdır. Çünkü o cümlenin görünmeyen devamı şudur aslında:
“Yaşlı görünmek kötü bir şey… Ama sen şimdilik kurtarmışsın.”
Belki artık başka bir şeyi övmeyi öğrenmeliyiz. Bir kadının sadece yüzünü değil; aklını, emeğini, direncini, yaşanmışlığını… Çünkü insanı değerli yapan şey zamanı saklaması değil, zamanı taşıyabilmesidir.
GÜLHAN GENÇ / DÜŞ(G)ÜNCE




Yorum bırakın