Sanatın gücü elbette tartışılmaz. Aslında bunu Mustafa Kemal Atatürk; “Sanat güzelliğin ifadesidir.” sözüyle net şekilde belirtmiştir. Sonra bu cümleleri biraz açarak; “Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olmaz. Böyle bir millet, bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından bir kopmuş olur” diyerek, sanatın önemini, ülkeye, topluma, dünyaya kattığı değeri bu cümlelerle de pekiştirmiştir.
Bir ülkede sanat ne kadar ilerlerse toplum da o kadar ilerler. Gelişmiş ülkelere bakıldığında bunu çok iyi görebiliyoruz. Sanat bir ülkenin sanayileşmesinden daha fazla kalkındırır ülkeyi. Şimdi diyeceksiniz ki sanat karın mı doyurur?
Evet haklısınız, sanat karın doyurmaz ama ruhu doyurur. İnsanları mutlu eder, insanın ruhunu iyileştirir. Yön gösterir, ufkumuzu açar, barış getirir. Doğanın her rengini sevdirir, kendinin farkına varmasını sağlar insanın. Yaşadığı yeri cennete çevirmeyi öğretirken, her yerin cennet olabileceğini gösterir. Zalime karşı dik durmayı, hayatı sorgulamayı, hakkınızı nasıl koruyacağınızı öğretir. Kıyaslama kabiliyetini geliştirir ve olumlu bakış açısına yönlendirir. Onun için de sağlıklı mutlu insanlar, düzgün, seviyeli, mantıklı kararlar alır. Çünkü sanat toplumu her alanda geliştirir, kalkındırır. Ve var eder…
Sürekli çalışan, hep kazanmaya yönlendirilen insan, gün gelir yorulur. Hırçınlaşır, sert katı, kaba bir kalıba bürünür. Duyguları körelir, muhakeme kabiliyetini yitirir. Kişisel çıkarları, toplumsal çıkarların önüne geçer. Peki sorarım size, böyle insanların aldığı kararlar ne kadar sağlıklı ve mantıklı olabilir? Hangi kararlarında toplumsal kalkınma, toplumsal gelişim olabilir? İşte ne yazık ki ülkemizde yaşanan sıkıntıların çoğu bu yüzden meydana gelmektedir. Çünkü itaatkâr, her şeye boyun eğen, sorgulamayan bir toplum oluverdik.
Sahneye çıkmak, şarkı söylemek, dans etmek, resim çizmek günah diyerek hep ötelediler bizi. Haramla günahla, hurafelerle korkutup sindirdiler insanları. Sanata yeteneği olan onca gencin vebaline girdiler. Çünkü konuşan, irdeleyen, sorgulayan insanlar işlerine gelmiyordu. Ne yazık ki bizde bu oyuna geldik işte. Korktuk sanattan uzaklaştık. Sanattan uzaklaştık ruhumuzu aç ve sağlıksız bıraktık. Bizi sürekli çalışmaya, borç ödemeye, bulduğumuzla yetinmeye alıştırdılar. Sadece karnımız doyunca yaşayabileceğimizi sandık bizde. Tıpkı şu an bizim çocuklarımızı yarış atı gibi üniversiteye hazırlamamız gibi. Üniversiteyi bitirip, bizim istediğimiz mesleği seçtiğinde mutlu olacaklarını düşündüğümüz gibi. Birileri bizim adımıza karar verdi, bizde çocuklarımız adına karar veriyoruz. Üstelik ne istediklerini sormadan, bilmeden. Bu devran böyle sürsün istiyor birileri, çark böyle dönsün üstiyorlar.
Böyle bir toplum işlerine geliyordu çünkü… Demiyorlar ki sanatla uğraşın, ruhunuz da doysun. Mutlu olun, olun ki yaptığınız işte mutlu çalışın, başarılı olun. Hem kendinize hem çevrenize faydanız dokunsun. Çünkü kaos birilerinin işine gelir, ondan beslenirler.
Oysa sanat nettir, kaos barındırmaz. Sanat hayatımızdaki gelişmeleri, birkaç dizeyle, şarkıyla, çizgiyle, dansla, tiyatro oyunuyla, fırçanın ucunda tuale yansıyan renklerle net şekilde anlatır. Söylemek istediklerinizi, ruhunuzda hapsolan duygularınızı, açıkça ortaya serer. Çünkü sanat nettir… Kimseden korkmaz, çekinmez. Öyle dolambaçlı yolları yoktur. Birilerinin gönlü olsun, onlar istedi diye yapılmaz. Sanat kâinat için yapılır. Sanat yeni doğan bebekler, canlılar, doğa ve gelecek için yapılır. Yani kısaca sanat var olmak için yapılır. Yok olmak isteyen toplumsa sanatı bırakır. Köleleşir…
Tercih sizin…
Erdem KAYA / 06.11.2025
erdemkayagonulsesi@hotmail.com





Yorum bırakın