Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.
İyi nişan alırdı kendini asan zenci,
bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci…
çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.
Şiiri ilk okuduğumda öfkelendim. İlk dizedeki sert ifade, beni metinden uzaklaştırdı; bunun nasıl yazılabildiğini, neden böyle bir kelimenin seçildiğini düşündüm. İçimde bir itiraz yükseldi. Fakat metni kapatmak yerine şairi araştırmaya başladığımda, karşıma İkinci Yeni’nin ironik, katmanlı ve bilinçli sarsma estetiği çıktı. Ülkü Tamer’in şiir dünyasına yaklaştıkça, ilk anda saldırgan görünen ifadenin aslında dışlanan kişiyi değil, dışlayan dili teşhir ettiğini fark ettim. O an şiir değişmedi; ama benim bakış açım değişti.
Araştırmalarım ilerledikçe, Tamer’in dili yalnızca güzel söz söylemek için kullanmadığını, okuru sarsmak ve yerinden oynatmak için kullandığını gördüm. Onun şiirlerinde sıradan bir an ile insanı rahatsız eden bir gerçeklik yan yana durabiliyor; çocukluğun saf dünyası, ironinin keskinliği ve toplumsal sertlik aynı dizede çarpışabiliyor. “Konuşma” şiirini de artık böyle okuyorum; ilk anda irkilten sert başlangıç, bilinçli bir tercih olarak okuru konfor alanından çıkarıp düşünmeye zorluyor.
Şiirde geçen “yüz kiloluk zenci” ifadesi, ilk bakışta sadece bir insan tasviri gibi görünse de doğrudan biyolojik bir kimlik anlatımı değildir. Burada Ülkü Tamer, toplumsal olarak dışlanmış, kaba sözlerle etiketlenmiş insanı temsil ediyor; kelime bir dışlanmışlık simgesi işlevi görüyor. İkinci Yeni şiirinde kişi ve nesneler çoğu zaman simgesel ağırlık taşır; burada da figür, adı değişse de her yerde karşımıza çıkan, küçümsenen ve indirgenen insanı temsil ediyor. Şiir, yalnızca kişiyi değil, ona yakıştırılan bakışı görünür kılıyor.
Ton ve üslup da çok önemli. Dizelerdeki alaycı konuşma, aslında dışlayan dilin kendisini taklit ediyor. Şiir, dışlanan kişiyi konu etmiyor; dışlayan bakış açısını ortaya koyuyor ve dramatik bir monolog etkisi yaratıyor. Okur, söylenenlerle değil, söyleyiş biçimiyle sarsılıyor; böylece şiir yalnızca bir olayı anlatmak yerine bir bakış açısını görünür kılıyor.
Tamer’in şiirlerinde çocukların hassas dünyası ile toplumun kırılgan yanları arasında güçlü bir bağ var. “Incinen”, “unutulan” veya “küçük görülen” karakterler sıkça yer alıyor. Bu yüzden “Konuşma”daki sert figür, birini aşağılama amacı taşımıyor; daha çok aşağılama dilini görünür kılmak için kullanılmış. Kaba ve çirkin ifadeler, okuru sarsan bir estetik şok aracına dönüşüyor.
Metafor olarak bakınca, bu figür “her toplumun zencisi” olarak okunabilir. Her toplumda sistematik olarak dışlanan insan grubunu temsil ediyor. Bu kişi bazen yoksul, bazen eğitimsiz, bazen göçmen ya da aksanı yüzünden küçümsenen biri olabilir. Ten rengi değişir, ama dışlanma şekli değişmez. Şiirin gücü de tam burada ortaya çıkıyor; özel gibi görünen durum, evrensel bir gerçekliğe dönüşüyor. Bedensel vurgu -kilo, kabalık, ölçü- modern toplumun değer ölçütlerini ve norm dayatmalarını eleştiriyor. Norm dışına düşenler hızlıca etiketleniyor ve şiir bu refleksi büyüteç altına alıyor.
Ülkü Tamer’in poetikasında ironi önemli bir rol oynar. Buradaki ironi bir savunma değil, bir teşhir aracıdır. Konuşan ses kendi duyarsızlığını fark etmez; ama okur fark eder. Şiir ahlaki yargıyı doğrudan vermez, okurun kendisinin kurmasını sağlar ve modern şiirin en etkili eleştiri yöntemlerinden birini gösterir. “Konuşma” şiiri, sert dili ve metaforlarıyla okuru sarsar, dışlanmışı görünür kılar ve sessiz kalan gerçeklerle yüzleştirir. Ülkü Tamer, ironiyi ve çarpıcı imgeleri kullanarak şiirin yalnızca güzel olanı değil, gizlenen gerçeği de gösterebileceğini kanıtlar. Şiir, okuru rahatlatmaz; aksine tanıklığa zorlar ve toplumun görmezden geldiği gerçekleri görünür kılar.
“Konuşma” şiiri, okuru rahatsız ederek düşündürür ve her toplumun kendi sessiz kalan, dışlanan insanlarıyla yüzleşmesine çağırır.
GÜLHAN GENÇ/DÜŞ(G)ÜNCE



Yorum bırakın