Bir zamanlar beğenmediğimiz bir dizide yaptığımız şey basitti; kumandayı elimize alır, başka bir kanala geçerdik. Ne oyuncuya bağırırdık ne senaristi hedef gösterirdik ne de izleyenleri aşağılayan kampanyalar başlatırdık. Sadece geçerdik.

Bugün ise ekran büyüdü, kanallar çoğaldı, sosyal medya ana akım oldu ama tahammül daraldı.

Sosyal medyada biri bir düşünce paylaşıyor, bir sanatçı bir sahne koyuyor, bir yazar bir cümle kuruyor. Ardından görünmez bir düdük çalıyor sanki… Kalabalık toplanıyor. Yorumlar sertleşiyor. Videolar çekiliyor. Etiketler açılıyor. Dijital bir infaz başlıyor. Adına da “eleştiri” deniyor.

Oysa çoğu zaman bu eleştiri değil, linçtir.

Linç Kültürü Nedir?

Linç kültürü; bir kişinin sözünü, tercihini ya da hatasını bağlamından kopararak, organize ya da yarı-organize bir biçimde aşağılamak, itibarsızlaştırmak ve toplumsal olarak cezalandırmak pratiğidir. Dijital çağda bu süreç saniyeler içinde başlar ve çığ gibi büyür.

Burada mesele fikir ayrılığı değildir. Fikir ayrılığı medeniyetin yakıtıdır. Mesele, farklı olanı susturma arzusu ve bunun bir toplu gösteriye dönüşmesidir.

Linç kültürü üç temel duyguyla beslenir:

  • Ahlaki üstünlük hissi
  • Kalabalığın verdiği cesaret
  • Görünür olma arzusu

Birine karşı sert konuşmak artık yalnızca bir tepki değil; izlenme, beğeni ve takipçi getiren bir performans haline gelmiştir.

Her Şeye Yorum Yapmak Zorunda Mıyız?

Dijital çağ bize bir yanılgı verdi; her gördüğümüz şeye dair fikir beyan etmek zorundaymışız gibi hissettik. Oysa susmak da bir tercihtir. Geçmek de bir tavırdır.

Bir içerik sizi rahatsız ediyorsa üç seçeneğiniz vardır:

  1. Yapıcı eleştiri yapmak
  2. Sessizce geçmek
  3. Linç etmek

Üçüncüsü en kolay olanıdır. Çünkü düşünmeyi değil, öfkeyi gerektirir.

Oysa geçmek, sandığımız kadar pasif bir davranış değildir. Geçmek; “Bu benim alanım değil” diyebilmektir. Geçmek; “Bu fikre katılmıyorum ama seni yok etmeye çalışmayacağım” olgunluğudur. Geçmek; kendi ruh sağlığını korumaktır.

Linç Kültürünün Bedeli

Linç kültürü yalnızca hedef alınanı yaralamaz. Toplumsal hafızayı da zehirler. İnsanlar konuşmaktan korkmaya başlar. Yaratıcılık risk alamaz hale gelir. Sanat steril olur. Fikirler köşeye sıkışır.

En tehlikelisi ise şu: Sürekli yargılayan bir topluluk, zamanla empati yetisini kaybeder.

Bugün linç eden kalabalık, yarın başka bir kalabalığın hedefi olabilir. Çünkü linç kültürü bir adalet sistemi değildir; bir güç gösterisidir.

Kumanda Hâlâ Elimizde

Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basit; kumanda hâlâ elimizde. Beğenmiyorsak izlemeyebiliriz. Katılmıyorsak takip etmeyebiliriz. Sinirleniyorsak telefonu bırakabiliriz. Her düşünceyi yıkmak zorunda değiliz. Her hatayı meydanlarda yakmak zorunda değiliz.

Dijital olgunluk; her tartışmaya atlamak değil, hangisine girmeyeceğini bilmektir.

Geçmek bazen en güçlü cümledir. Ve belki de en büyük direniş, linç etmeyi reddetmektir.

GÜLHAN GENÇ / DÜŞ(G)ÜNCE

Yorum bırakın

Popüler