GÜRKAN AVCI

Eğitimci, pedagog, şair ve yazar. İlk ve orta öğrenimini memleketi Artvin’de
tamamladı. Yüksek öğrenimini Gazi Üniversitesinde, Eğitim Bilimleri alanında yaptı. 2010- Ankara Üniversitesinde Sosyal Bilimler Enstitüsünde akademik çalışmalarda bulundu. Hali hazırda eğitim hayatına, sosyal sorumluluk projelerine ve sanat-yazım faaliyetlerine devam ediyor.

BARIŞ GEÇ KALMA BİR DAHA…

Biz barışı yanlış yerde aradık,
Kanayan haritaların dikenli tellerinde
Yahut kirletilmiş bayrakların ipeksi yalanlarında
Veya politikacıların kürsülerdeki boş ve şık nutuklarında.
Oysa barış, bir mendil değil ki silsin gözyaşlarını, bir imza değil ki atılsın kâğıda;
Barış, insanlığın kendi yüreğindeki savaşı yenmesidir, en zorlu, en terli, en kanlı zaferdir bu!
Barış, deniz kabuğunun içindeki o sonsuz melodidir, o sessiz şarkıdır, her dizenin fısıltısıdır.
Hiroşima’nın sahilinde bulunan kabuğun içinde bir çocuğun çığlığı yankılanıyordu:
“7 yaşındayım, büyümedim, büyüyemem, saçlarım yandı, gözlerim aktı, kül oldum rüzgârda.”
O çığlık hâlâ dönüyor spiralin içinde, barış diye fısıldıyor kulaklarımıza: “Unutma.”
Barış; dev bir yıldızın yanı başında titreyen küçük gezegenle çarpışmak yerine
Şefkatle yörüngesine alıp sessizce “korkma yanındayım” demesidir;
Çarpışmadan, yok etmeden, ömürlük bir anlaşma.
Barış sevmektir; bir annenin Gazze’de bombaların altındaki bebeğine göğsünü siper etmesi,
Bir çocuğun Donbass’ta kardeşi için kurşunlara göğsünü germesi,
Bir Kürdün, bir Türkün, bir Ermeninin, bir Yahudinin
Aynı anda aynı gökyüzüne bakıp “bu bulut hepimizin” diyebilmesidir.
İki farklı kütlenin, iki farklı ruhun, sonsuz bir dansta, birbirini ezmeden dönmesidir.
Barış, entropinin diz çöktüğü yerdir,
Dağılmanın, karışmanın, o gürültülü kaosun bir an durup, “Yeter!” dediği milimetrik susuştur.
O susuş, Saraybosna’nın sokaklarında, Kabil’in tozlu yollarında, Uygur’un enkazında duyulur.
Bir anne, bebeğinin uyuttuğu boşlukta hisseder onu,
Derin, duru bir mantıkla: “Bu sessizlik, başka kıtalarda, başka odalarda da yankılanır.”
Dilin değil, gözbebeğinin dilidir barış; tüm diller sıfırlanır, evrensel bir ezgi kalır geriye.
Öğrenmeliyiz o duraklamayı, nefreti yutmayı, o milisaniyelik vicdan kıpırtısında.
Tarihin kirli, kanlı ve karanlık sayfalarını, ışıktan bir gelecekle örmeliyiz, umuttan.
Barış, elimizdeki ilk dizedir hâlâ, onu yazmalıyız şimdi,
Daha önce hiç söylenmemiş bir kelimeyle,
Hiç duyulmamış bir sesle,
Hiç düşünülmemiş bir cesaretle.
Yazalım ki, barış bir hayal olmasın, bir gerçek olsun, çocukların dillerinde, oyunlarında.
Yazalım ki, “savaş” kelimesini sözlükte aradıklarında, “unutulmuş bir hikâye” desin çocuklar.
Ve kapıyı çaldıklarında, içeriden kendi sesleri yükselsin:
“Hoş geldin, barış, geç kalma bir daha.”

Yorum bırakın

Popüler