Bazı ruhlar, sanki dünyaya başkalarının yükünü taşımak için gönderilmiş gibi davranır. Bir şey söylemeden anlaşılmak isterler, bir gönül kırılmasın diye kendi kalplerini çiğnerler. Onlara öğretilmiştir: “İyilik, kendinden vazgeçmektir.” İşte tam da burada başlar iyi insan sendromu; kişinin kendi içindeki pusulayı susturup dış dünyanın beklentileriyle yaşamaya çalıştığı bir tür ruhsal sapma. 

Kimi zaman bir anne duasıdır tetikleyen, kimi zaman öğretmenin övgüsü, kimi zaman da toplumun “sen güçlü olmalısın” fısıltısıdır kulağımıza işleyen. Bu sendrom, karmik bir tekrardır belki de… Önceki yaşamda herkesin derdine koşmuş bir ruh, bu yaşamda da aynı görevi üstlenmiş sanır kendini. Ama bu döngüyü kırmanın zamanı gelmiştir. Çünkü gerçek iyilik, kendini yok ederek değil, kendini var ederek yayılır.

Çocukluğumuzdan itibaren öğretilen en büyük “erdem” belki de başkalarını düşünmek… Ama bu erdem, zamanla bir yük haline dönüşüyor. “Ayıp olur”, “gönlünü kırmayayım”, “beni kötü bilmesin” gibi cümlelerle büyüyen birey, başkalarının onayıyla kendi değerini ölçmeyi öğreniyor. İyi biri olmaya çalışırken, iç sesi değil, dış dünyanın beklentileriyle hareket ediyor.

İronik biçimde, sürekli “iyi biri” olmaya çalışan kişi, bir noktadan sonra çevresine pasif agresif bir öfke yansıtır. “Bunca şeyi yaptım ama kıymetim bilinmedi” düşüncesi, sessiz bir kırgınlığa, sonra içsel bir çatışmaya dönüşür. En kötüsü de çevresindekiler bu kırgınlığı hiç fark etmez. Çünkü o hep “iyi”dir.

İtaat eden çocuk, sessiz eş, anlayışlı arkadaş… Her rolün temelinde bir “iyi insan” beklentisi vardır. “Sen yaparsın, sen fedakârsın” diyerek yüklenen roller, bireyin kişisel sınırlarını silikleştirir. Bu öğrenilmiş rol, zamanla kişinin benliğini bastırmasına, gerçek duygularını inkâr etmesine neden olur.

Gerçek iyilik, özgürlükle gelir. Bir insan kendini yok sayarak başkalarına iyilik yapıyorsa, bu bir seçim değil, bir zorunluluktur. Gerçek iyilik ise, sınırlarını bilerek, karşılıklılık ilkesine dayanarak yapılan, iki tarafı da güçlendiren bir davranıştır. Oysa “iyi insan sendromu” olan birey, çoğu zaman onay alma ihtiyacıyla hareket eder.

“Hayır” diyebilmek; bencil olmak değil, sınırlarını bilmek demektir. Gerçek insan olmanın yolu, önce kendi ruh sağlığını koruyabilmekten geçer. Çünkü boşalmış bir bardak, kimseye su veremez. Gerçek iyilik, önce kendini sevmekten, sonra başkalarına samimiyetle uzanabilmekten geçer.

İyi insan sendromu; dışarıdan övgü, içeriden çöküştür. Kalabalıklar içinde alkışlanan ama geceleri sessizce tükenen bir varoluştur. O yüzden artık kendimize şunu sormalıyız: 

“Başkalarının beklentilerine uygun biri mi, yoksa kendime sadık biri mi olmak istiyorum?”

Düş(g)ünce Gülhan GENÇ

“İyi İnsan Sendromu: Hayır Diyemeyenlerin Sessiz Tükenişi…” için 2 cevap

  1. Bir şeyi sürekli yaparsan, görevindir sanırlar.

    Beğen

  2. Bazen iyi olmak da çözüm değildir. Önemli olan adaletli olmaktır.

    Beğen

Yorum bırakın

Popüler