Bugünlerde TikTok’ta 30 saniyelik videolar, Instagram’da birkaç saniyelik story’ler, YouTube’da 10 dakikayı aşan içerikler bile “çok uzun” kategorisinde. İçerik hızla üretiliyor, hızla tüketiliyor. Okumak değil, kaydırmak tercih ediliyor. Bir videoya iki saniyede karar veriliyor:

Devam mı, geç mi?

Peki böyle bir dünyada 1500–2000 kelimelik bir yazının okunabilme ihtimali nedir? İşte bu sorunun tam ortasında, inatla yazmaya devam eden bir azınlık yaşıyor.

Eskiden yazar olmak, yayınevi bulmak, basılmak, tanınmak gibi uzun aşamalardan geçerdi. Şimdi bir Instagram gönderisiyle “düşünce sahibi”, bir blog sayfasıyla “yazar” olunabiliyor. Kısacası herkes bir şeyler yazıyor ama kimse uzun uzun okumuyor. Yazarlık; bir uzmanlık mı, bir inat mı, bir yalnızlık biçimi mi? Cevap hepsi olabilir.

Bu sorunun cevabı da “neye göre”ye göre değişiyor. Kelimelerin hâlâ bir anlamı olduğuna, okunmanın hâlâ mümkün olduğuna, az ama gerçek bir kitlenin hâlâ var olduğuna dair bir inanç.30 saniyelik videolara karşı 1500 kelimelik bir yazıyla durmak… Belki kaybetmeye mahkûm bir savaş. Ama bazı kayıplar, inandığın şeyi korumanın en onurlu yoludur.

Bu çağda yazmak, görünmeyeni seçmek gibi.
Hız çağında yavaş düşünmek, gürültüde sessiz kalmak, herkes bağırırken fısıldamak… Ama hâlâ biri çıkıp şunu soruyorsa:
“Bu kadar uzun şeyi kim okuyacak?”
Şu cevabı vermekten vazgeçmemek gerekir:

“Ben yazdım. Okuyacak olan da elbet vardır.”

GÜLHAN GENÇ

Yorum bırakın

Popüler